← Bloga dön

My Blog: Post AGI · Yazı 18

İnsan Kuş mu, At mı?

Uçaklar kuşların yerini almadı ama otomobiller atların yerini aldı. Yapay zekânın yerimizi alıp almayacağı da bize en başta ne için değer verildiğine bağlı.

Gökhan Mergen portresi
Gökhan Mergen My Blog: Post AGI

Uçaklar kuşların yerini almadı, denizaltılar da balıkların. Ama otomobiller atların pabucunu düpedüz dama attı.

Peki bu nasıl iş?

İlk bakışta bu tarihsel dönüşümler, yapay zekâyla birlikte yaşayacağımız gelecek hakkında bambaşka iki hikâye anlatıyor gibi. İyimser hikâyeye göre makinelerin canlıları geride bırakması, onları illa gereksiz kılmaz. Uçaklar kuşlardan hızlı uçar ama gökyüzü hâlâ kuş dolu. Denizaltılar balıklardan derine dalar ama okyanuslar hâlâ balık kaynıyor. Demek ki yapay zekâ insan aklını aşsa bile bize de yer kalacak.

Kötümser hikâyeyse yanlış benzetmeyi seçtiğimizi söyler. Otomobiller atlardan daha hızlı, daha ucuz ve daha güçlü oldu; ardından atlar modern ekonomiden silinip gitti. Yapay zekâ zihinsel işler için daha ucuz, daha hızlı ve daha etkili bir motora dönüşürse insanlar da koşum atlarının akıbetine uğrayabilir.

İşin rahatsız edici yanı, iki benzetmenin de meselenin can alıcı bir parçasını yakalaması. Önemli olan, bir makinenin bir canlıdan daha iyi iş çıkarıp çıkaramayacağı değil. Asıl soru şu: O canlıya en başta ne için değer veriliyordu?

Kuşlar Kimsenin Çalışanı Değildi

Uçakların kuşların yerini almamasının nedeni basit: Kuşlar hiçbir zaman havacılık sektöründe çalışmadı. Kendileri için uçarlar. Göç eder, avlanır, yırtıcılardan kaçar, yuva yaparlar; hayatları baştan sona kendi biyolojilerinin buyruklarına göre akar. Uçağı icat ettiğimizde kuş emeğini otomatikleştirmiyorduk. Kuşlarda zaten var olan bir yetenekten ilham alıp yepyeni bir teknolojik sistem kuruyorduk.

Balıklar için de durum aynı. Bizi Atlantik’in öbür yakasına taşısınlar diye hiçbir zaman alabalık işe almadık; su altında keşif yapsınlar diye köpekbalıklarına maaş da bağlamadık. Denizaltılar okyanus ekonomisini otomatikleştirmedi, çünkü ortada doğrudan bir rekabet yoktu. Denizaltı da balık da su altında hareket eder; ama aynı yeteneği paylaşmak, aynı ekonomik işlevi paylaşmak demek değildir.

Bu ayrım son derece önemli, çünkü atların durumu farklıydı.

Atlar Çalışıyordu

Otomobilden önce atlar, insan ekonomisinin kelimenin tam anlamıyla motoruydu. Yük çeker, posta taşır, tarla sürer, şehir içi ulaşımı sağlarlardı. Uygarlığın üretim altyapısı onların sırtında yükseliyordu.

Derken ekonomik değeri olan bu işlerin tıpatıp aynısını yapabilen makineler ortaya çıktı. Yeni gelenler soyut bir yarışta atlardan hızlı gitmekle kalmadı; atlarla birebir aynı pazara girdi. Mal taşıması gereken bir işletme birdenbire at ile kamyon arasında seçim yapabiliyordu. İkame dediğimiz şey tam olarak budur. Otomobiller yeterince güvenilir ve ucuz olunca ekonominin mantığı acımasızca işlemeye başladı. İşletmeler biyolojik sahiciliğe nostaljik bir saygı besleyip atlarla yola devam etmedi. Kamyona geçtiler.

Buradan çıkan ders, makinelerin doğası gereği canlıların yerini aldığı değil. Makineler canlıların yerini, piyasanın para ödediği belirli işlevi onlardan daha iyi görmeye başladıklarında alır. Bu da yapay zekâ sorusunu çok daha çetrefilli kılıyor.

Peki Biz Kuş muyuz, At mı?

Yapay zekâ çağının belirleyici ekonomik sorusu bu olabilir.

Bir bakıma hiç şüphesiz kuşuz. Yalnızca emek üreten makineler değiliz; kendimiz için yaşıyoruz. Aile kuruyor, kültürler ve gelenekler yaratıyoruz. Âşık oluyor, siyaset tartışıyor, dağlara tırmanıyor, ölülerimizin yasını tutuyoruz. İnsanın var olma gerekçesi GSYH değildir. Yapay zekâ bütün üretken işleri kusursuz yapabilse bile, eskimiş buhar makineleri gibi ortadan kalkmayız. Biz teçhizat değil, canlıyız.

Ama madalyonun öbür yüzünü görmezden gelemeyiz: İnsanların bir de işi var.

İşler, yerine getirilmesi gereken belirli bir işlev olduğu için vardır. Şu kodu yaz. Şu sözleşmeyi incele. Şu hastaya teşhis koy. Şu belgeyi çevir. Yapay bir sistem bu işleri daha ucuza, daha hızlı ve daha güvenilir biçimde yapabiliyorsa ekonomik ikame kaçınılmazdır. O noktada “uçaklar kuşların yerini almadı” demek, işini kaybeden birine pek teselli olmaz. İşveren, insanların var olmayı hak edip etmediğini sormuyor; o işi yapmak için bir insana gerek olup olmadığını soruyor. Bunlar bambaşka sorular.

Yetenek Değil, Çıktı

Yapay zekânın bizden gerçekten “daha akıllı” olup olmadığına dair tartışmalar da bu yüzden tehlikeli biçimde yanıltıcı olabilir. Bir teknolojinin geçimimizi altüst etmesi için bizi her alanda geçmesi gerekmez. Otomobillerin atların yerini alması için ot yemekte, üremekte ya da Kentucky Derby’yi kazanmakta onlardan iyi olmaları gerekmiyordu. Müşterilerin satın aldığı belirli yeteneklerde, yani ulaşımda, ezici bir üstünlük kurmaları yetiyordu.

Yapay zekânın da devasa iş kollarında insan emeğinin yerini alması için bilince, duygusal derinliğe, ahlaki sezgiye ya da ruha ihtiyacı yok. Alıcıların önemsediği çıktılarda ustalaşması yeter. Yüz bin müşteri hizmetleri talebini çözmesi gereken bir şirket, bu talepleri yanıtlayanın dünyayı öznel olarak deneyimleyip deneyimlemediğini umursamaz. Ekonomik ikamede tek ölçüt çıktıdır.

Atlar Hâlâ Aramızda

Ama tarihin burada bir cilvesi var: Otomobiller atların yerini biyolojik olmaktan çok ekonomik anlamda aldı.

Atlar yok olmadı. İnsanlar onlara biniyor, onları yetiştiriyor, seviyor, uğurlarına akıl almaz paralar harcıyor. Ortadan kalkan şey hayvanın kendisi değil, bir altyapı teknolojisi olarak oynadığı başroldü. Atlar ekonomik bir zorunluluk olmaktan çıkınca onlarla ilişkimiz de faydadan keyfe, kültüre ve duygulara kaydı. Hayvan hayatta kaldı; işi tarihe karıştı.

“Yapay zekâ insanların yerini alacak mı?” diye soranlar çoğu zaman iki ayrı soruyu birbirine karıştırıyor: Yapay zekâ insanın yerini alacak mı? ve Yapay zekâ insan emeğinin yerini alacak mı? İlkinin cevabı muhtemelen hayır; ikincisininki ise pek çok alanda kocaman bir evet.

Tercih İnsandan Yana

Yine de insanla at arasındaki benzetme kritik bir noktada aksıyor: Atlar hiçbir zaman müşteri olmadı. Müşteri biziz.

Dolayısıyla tercihlerimiz bazı işleri insanın elinde tutabilir. Diyelim ki bir yapay zekâ, yaşayan en parlak dâhiden bile daha iyi beste yapıyor. İnsanlar bu yüzden insan müzisyenleri dinlemeyi bırakır mı? Pek sanmam. Motosikletler daha hızlı olduğu halde hâlâ kısa mesafe koşucularını izliyoruz. Fabrikalar ne kadar verimli olursa olsun el yapımı seramik alıyoruz. Göz alıcı CGI filmlerini dijital platformlarda izlemek daha ucuza gelirken canlı tiyatroya para veriyoruz.

Çünkü pek çok durumda insan çabası üründeki bir verimsizlik değil, ürünün ta kendisi. Restoranlar yemeğinizi gerçek insanların pişirdiğini reklamlarında öne çıkarabilir. Yayınevleri bir romanın %100 insan eliyle yazıldığına dair sertifika verebilir. Sentetik üretim sınırsızlaşıp fiilen bedavalaştıkça biyolojik üretim prim yapmaya, hatta lüks sayılmaya başlayabilir. Kıtlık değeri değiştirir.

Ama bu tabloyu da büsbütün romantikleştirmeyelim. İnsana özgü sahicilik bazı uğraşları ayakta tutacak, kitlesel istihdamı ise kurtarmayabilir. İnsan ressamların her zaman alıcısı olacaktır; ama bundan milyonlarca ticari illüstratörün ekmek kapısının açık kalacağı sonucu çıkmaz. Binicilik hayatta kaldı; atlı toplu taşımacılık kalmadı.

Genellik Sorunu

Yapay zekânın önceki teknolojik devrimlerin hiçbirine benzemeyebileceğini düşündüren son bir neden daha var. Eski makineler çok belirli yetenekleri otomatikleştiriyordu: Traktörler kas gücünü, hesap makineleri aritmetiği. Bütün bu süreçte parçaları birleştiren vazgeçilmez, genel amaçlı aktör hep insandı. Bir iş kolu ortadan kalktığında genel zekâmız sayesinde uyum sağladık, yeni şeyler icat ettik, başka bir alana geçtik.

Yapay zekâ ise bu düzene meydan okuyor, çünkü hedefinde doğrudan genelliğin kendisi var. Yeni görevler öğrenebilir, sistemleri koordine edebilir, sonuçları değerlendirebilir ve kendi süreçlerini iyileştirebilirse insanın her zamanki kaçış yolu daralır. Traktörler tarım işçilerinin yerini alınca insanlar muhasebeciliğe geçti. Elektronik tablolar insan hesapçıların işini elinden alınca programcılığa yöneldiler. Ama otomasyonun sınırı genel bilişe doğru genişlemeyi sürdürürse bu iş nerede duracak?

Ekonomi Ne İçin Var?

Ekonominin asıl amacının ne olduğuna karar veren biziz. Para, mülkiyet, piyasalar ve istihdam insan icadıdır. Verimlilik kavramı bile bizim hedeflerimizi yansıtır. Makineler bir gün ihtiyacımız olan her şeyi çok az insan emeğiyle üretmeye başlarsa derin bir felsefi seçimle yüz yüze geleceğiz. Bu bolluğu felaket boyutlarında bir işsizlik krizi olarak görebiliriz. Ya da nihayet geliri, onuru ve hayatta kalmayı emeğimizi satma zorunluluğuna bağlamaktan vazgeçebiliriz.

On kişiyle bir milyar makine on milyar insanı geçindirebiliyorsa en acil soru “On milyar iş nasıl yaratırız?” olmayacak. Asıl soru şu olacak: “Bolluk için neden illa on milyar iş gereksin ki?”

Öyleyse Kuş muyuz, At mı?

İnsan gerektiren işlerle makine gerektiren işler arasındaki sınır büyük bir kaymanın eşiğinde. Basketbol oynarken, resim yaparken ya da bir dostumuzu teselli ederken kuşuz: Bu işler, sırf onları bir insan yaptığı için değerlidir. 40.000 kurumsal belgeyi özetlerken ya da reklam metni yazarken ise atız: Bu işler, yalnızca ortaya bir sonuç çıkması gerektiği için değerlidir.

Yüzyıllar boyunca bu iki kategori birbirinden ayırt edilemedi, çünkü ortada bu işleri yapabilecek insandan başka kimse yoktu. Şimdi yolları ayrılmak üzere. Ayrıldıklarında yalnızca makinelerin neler yapabildiğini değil, insanların ne olmasını gerçekten istediğimizi de keşfedeceğiz.

Abone ol

Yeni yazıları e-postayla alın.

Yeni bir yazı yayımlandığında tek bir e-posta. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz. E-postalar İngilizcedir. Ya da takip edin: RSS feed.

Yorumlar