← Bloga dön

My Blog: Post AGI · Yazı 09

AGI İnsanlığa Sonsuz Ömür Getirecek mi?

Veriler, Uzun Ömür Kaçış Hızı hipotezini çürütüyor

Gökhan Mergen portresi
Gökhan Mergen My Blog: Post AGI

Yapay zekâ üzerine yapılan en cüretkâr tahminlerden biri şu: Bir gün bizi ölümsüz kılacak.

Bu fikre Uzun Ömür Kaçış Hızı (Longevity Escape Velocity, LEV) deniyor: tıptaki ilerlemelerin, geçen her yıl için geriye kalan beklenen ömrümüze bir yıldan fazlasını eklediği nokta. Bu eşiği bir kez aştığımızda, teoride yaşlanmanın sonsuza dek bir adım önünde kalabiliriz.

Ray Kurzweil’in öngörüsüne göre insanlık bu noktaya 2029’a kadar ulaşabilir. Yapay genel zekânın (AGI) bilimsel keşfi hızlandırma ihtimali de hesaba katılınca bu iddia giderek daha akla yatkın görünüyor: Yapay zekâ üstel bir hızla akıllanıyorsa, tıbbın da üstel bir hızla ilerlemesi gerekmez mi?

Sanmıyorum. Neredeyse 200 yıllık insan ömrü verileri de bunun nedenine işaret ediyor.

Temel sorun şu: Teknoloji üstel hızla ilerliyor diye ömrün de üstel hızla uzaması gerekmiyor.

Biyolojik sorunları çözmede üstel hızla ustalaşıyor olabiliriz. Ama ömrü daha da uzatmaya çalıştıkça bu sorunlar da üstel hızla zorlaşıyor olabilir.

Sonuç mu? Birbiriyle boğuşan iki üstel süreç. Bu boğuşmadan da şaşırtıcı derecede sıradan bir şey çıkıyor: düz bir çizgi.

Başlığı "Rekor beklenen yaşam süresi 1840’tan bu yana düz bir çizgi halinde yükseldi" olan saçılım grafiği. Her yıl ülkeler arasında kadınlarda görülen en yüksek beklenen yaşam süresini gösteren noktalar, 1840’ta 46,1 yılla İsveç’ten 2023’te 88,1 yılla Hong Kong’a uzanıyor ve en küçük kareler yöntemiyle çizilen, yılda +3,0 aylık eğilim çizgisini yakından izliyor (R² 0,975)

Her nokta o yılın rekortmen ülkesi, yani kadınların en uzun yaşadığı ülke.

1. İki Yüzyıllık İlerleme, Ama Üstel Sıçrama Yok

Uzun ömür kaçış hızı yaklaşıyor olsaydı, beklenen yaşam süresi eğrisinin zamanla yukarı kıvrılmasını, yani her kuşağın bir öncekinden daha fazla yıl kazanmasını bekleyebilirdik.

Oysa veriler böyle bir tablo çizmiyor.

Jim Oeppen ve James Vaupel, 2002’de yayımladıkları çığır açan makalede, dünyada kadınlar için ulusal düzeyde kaydedilmiş en yüksek beklenen yaşam süresini 1840’a kadar geriye giderek incelediler.

Buldukları sonuç çarpıcıydı: Rekor, neredeyse kusursuz bir doğrusallıkla, her takvim yılında yaklaşık üç ay artmıştı. Başka bir deyişle, geçen her dört yıl beklenen yaşam süresine bir yıl eklemişti.

Our World in Data’nın yayımladığı tarihsel grafik bunu çok güzel gösteriyor. Tıpta devrim niteliğindeki onca ilerlemeye rağmen uzun vadeli eğilim, şaşırtıcı ölçüde düz bir çizgiye benziyor.

Üstel bir hızlanma yok. Belirgin bir kırılma noktası yok. Yaklaşan bir uzun ömür tekilliğinin en ufak işareti yok.

Üstelik insanlığın bu sürede neler başardığını bir düşünün.

Antibiyotikleri keşfettik. Aşılar geliştirdik. Kanalizasyon şebekeleri kurduk. Bebek ölümlerini büyük ölçüde azalttık. Modern cerrahiyi, organ naklini, kanser tedavilerini, statinleri ve sayısız başka tıbbi müdahaleyi icat ettik.

Tıbbı görece ilkel bir uğraştan teknolojiye dayalı, gelişmiş bir bilime dönüştürdük.

Yine de rekor beklenen yaşam süresi, aşağı yukarı aynı doğrusal hızla ilerlemeyi sürdürdü.

Dünya genelinde beklenen yaşam süresi de muazzam ölçüde arttı: 1900’de 32 yıl civarındaydı, bugün 70 yılın üzerinde. Ne var ki bu eğrinin seyri rekortmen ülkelerinkinden farklı. İlk dönemdeki iyileşmenin büyük kısmı, yaşlılığın sınırlarını kökten genişletmekten değil, bebek ve çocuk ölümlerini önlemekten geldi. Küresel tarihsel veriler de bu farkı gösteriyor.

Kaçış hızı tezi için daha da can sıkıcı bir durum var: En uzun yaşayan toplumlarda son dönemdeki ilerleme hızlanmak bir yana, yavaşlıyor gibi görünüyor. Nature Aging’de 2024’te yayımlanan bir çalışma, dünyanın en uzun yaşayan toplumlarının birçoğunda beklenen yaşam süresindeki artışın 1990’dan bu yana hız kestiğini ortaya koydu.

Elbette geçmişteki eğilimler geleceğin nasıl olacağını kanıtlamaz. Bir atılım gidişatı değiştirebilir.

Ama iki yüzyıllık olağanüstü tıbbi ilerlemeden sonra bile uzun ömür tutkunlarının vaat ettiği üstel sıçrama hâlâ yokluğuyla göze batıyor.

Neden?

2. Üstel İlerleme → Doğrusal Ömür

Hipotezim şu:

İnsan ömrünü uzatmak öylesine hızla zorlaşıyor ki teknolojideki üstel ilerleme bile ömre ancak doğrusal bir kazanç olarak yansıyor.

Bunun neden böyle olabileceğini açıklayan, şaşırtıcı derecede zarif bir matematiksel gerekçe var.

İnsanlarda ölüm oranı kabaca Gompertz yasası denen bir ilişkiyi izler.

Yetişkinliğin büyük bölümünde ölüm riski yaşla birlikte aşağı yukarı üstel olarak artar. Sık kullanılan kaba bir hesaba göre yetişkinlerde ölüm riski yaklaşık her sekiz yılda bir ikiye katlanır.

Bunun ne demek olduğuna bir bakalım.

Diyelim ki tıpta bir atılım, bütün yetişkin yaşlarda ölüm riskini yarıya indirdi. Bu basitleştirilmiş modelde 70 yaşındaki birinin ölüm riski, eskiden 62 yaşındaki birininkiyle aşağı yukarı aynı olurdu.

Muazzam bir başarı.

Ama sekiz yıl daha kazanmak için ölüm riskini bir kez daha yarıya indirmemiz gerekir.

Sonra yine.

Ömre eklenen her yeni sekiz yıl, geriye kalan riski yeniden yarıya indirmeyi gerektirir.

Matematik diliyle söylersek, ölüm oranı yaşla birlikte yaklaşık olarak şöyle artıyorsa:

\[\mu(a) = A \cdot e^{ba}\]

ve \(b\) değeri yılda kabaca 0,085 ise, ölüm oranını yarıya indirmek yaşa bağlı ölüm eğrisini sekiz yıl kadar kaydırmak demektir.

Buradan önemli bir sezgi çıkıyor: Ölüm oranındaki sabit yüzdelik bir düşüş, yaşa bağlı ölüm eğrisini aşağı yukarı sabit bir miktar kaydırır.

Üstel ilerleme sayesinde ölüm oranını düzenli aralıklarla yarıya indirmeyi sürdürebiliriz. Ama her yarılanma yine de ancak sekiz yıl kadar kazandırır. Bu yüzden müdahalelerimiz ölüm oranını düşürmede üstel hızla güçlense bile, beklenen yaşam süresine yansıyan kazanç kabaca doğrusal kalabilir.

Bu basitleştirilmiş modelde uzun ömür kaçış hızına ulaşmak, yani geçen her yıl için bir yıllık beklenen yaşam süresi kazanmak, bütün yetişkin yaşlarda ölüm oranını her yıl yaklaşık %8 ya da daha fazla düşürmeyi gerektirirdi. Bu da ölüm riskini kabaca her sekiz yılda bir, tekrar tekrar yarıya indirmek demek.

Ve bunun hiç durmadan sürmesi gerekirdi.

Bu, akla gelebilecek her uzun ömür teknolojisi için geçerli, kesin bir matematiksel koşul değil. Gerçek ölüm örüntüleri daha karmaşık; biyolojik yaşlanmanın hızına doğrudan dokunan müdahaleler de farklı davranabilir.

Yine de işin neden bu kadar çetin olduğunu gösteriyor.

Sorun, tıbbın çok yavaş ilerlemesi olmayabilir.

Asıl mesele şu: Yaşlandıkça hayatta kalmak biyolojik olarak katbekat zorlaşıyor.

Teknolojiniz üstel hızla ilerliyor ama uğraştığınız sorun da üstel hızla büyüyorsa, elinize geçen kazanç yalnızca doğrusal olabilir.

Uzun ömür araştırmalarının temel paradoksu da bu.

3. Kalp Hastalığını Yenmek Bile Şaşırtıcı Derecede Az Zaman Kazandırıyor

İnsanlığın en büyük katillerinden birini ele alalım: kalp hastalığını.

Kusursuz bir tedavi geliştirdiğimizi hayal edin. Kalp hastalığı tarihe karışıyor. Ne kalp krizi kalıyor ne ölümcül koroner hastalık.

Ortalama insan ömrü ne kadar uzardı?

On yıl mı? Yirmi mi?

Ne gezer.

ABD ölüm verileri üzerine yayımlanmış bir analize göre, 2000 yılında kalp hastalığına bağlı ölümler hiç yaşanmasaydı, doğumda beklenen ortalama yaşam süresi yaklaşık 2,7 yıl daha uzun olurdu.

Durup bir düşünün.

En önemli ölüm nedenlerinden birini tümüyle siliyorsunuz, karşılığında ortalama yalnızca birkaç yıl kazanıyorsunuz.

Neden?

Çünkü ölüm nedenleri birbiriyle yarışır.

80 yaşındaki birini kalp krizinden kurtarın; karşınızda yine 80 yaşında biri var. Böbrekleri hâlâ yaşlanıyor, bağışıklık sistemi hâlâ zayıflıyor, hücrelerinde hâlâ hasar birikiyor. Kanser, inme, demans ve başka hastalıklara yakalanma riski de artmaya devam ediyor.

Yaşlanmayı ortadan kaldırmış değilsiniz. Yalnızca yaşlanmanın eninde sonunda bizi öldürdüğü yollardan birini kapattınız.

Epidemiyolog S. Jay Olshansky de bu söyleşide benzer bir noktaya parmak basıyor. Tahminine göre kanseri ortadan kaldırmak beklenen yaşam süresine yalnızca birkaç yıl ekler; kalp-damar hastalıklarını yok etmenin kazancı da benzer ölçüde mütevazı kalır.

Sorunu bundan daha iyi gösteren bir örnek zor bulunur.

Büyük bir ölüm nedeniyle savaşmaya onlarca yıl ve milyarlarca dolar harcayabilir, göz kamaştırıcı bir başarıya ulaşabiliriz; ömrün sınırı ise yine de yerinden zar zor kıpırdar.

Çünkü insan bedeni, tek bir parçası bozuk bir makine değil.

Parçaları birbirine bağlı, sayısız noktadan arıza verebilen bir sistem. Üstelik yaş ilerledikçe bu arızaların çoğunun ortaya çıkma ihtimali artıyor.

Birini onarırsınız, gerisi yerinde durur.

Hastalıkları tek tek yenmek, ölümsüzlüğe giden gerçekçi bir yol değil.

Ömrü gerçekten kökten uzatmak istiyorsak, doğrudan yaşlanmanın kendisine, temel mekanizmalarına el atmamız gerekir.

Bu da bizi AGI lehindeki en güçlü argümana getiriyor.

4. AGI’ın En Güçlü Kozu: Hastalıklarla Savaşmayı Bırakıp Yaşlanmayı Tersine Çevirmek

Buraya kadar savunduğum tarihsel argümanın gerçek bir zaafı var.

Son iki yüzyılda tıpta kaydedilen ilerlemenin neredeyse tamamı, belirli ölüm nedenlerini önlemeye ve tedavi etmeye yönelikti.

Peki ya AGI bambaşka bir şeyin kapısını aralarsa?

Ya kalp hastalığını, kanseri, Alzheimer’ı ve yaşa bağlı yüzlerce başka rahatsızlığı tek tek tedavi etmek yerine, hepsinin altında yatan biyolojik yaşlanma sürecini yavaşlatmanın ya da tersine çevirmenin yolunu bulursak?

Bu, her şeyi değiştirebilir.

Araştırmacılar yaşlanmayla ilişkili, birbirine bağlı pek çok mekanizmayı şimdiden saptadı. Bunlar arasında genomik istikrarsızlık (DNA’da biriken hasar), hücresel senesens (bölünmeyi bıraktığı halde ortadan kalkmayan yıpranmış hücreler), mitokondriyal işlev bozukluğu (hücre içindeki enerji üretiminin aksaması), proteostaz kaybı (proteinlerin artık düzgün çalışır halde tutulamaması) ve besin algılamadaki değişiklikler (hücrelerin besinlere verdiği tepkinin değişmesi) var.

Hayvanlar üzerinde denenen kimi müdahaleler dikkat çekici sonuçlar verdi.

Belirli genetik mutasyonlar solucanların ömrünü ikiye katlayabiliyor. Yayımlanmış fare araştırmalarında belgelendiği gibi, rapamisin adlı ilaç da farelerde ömrü %25 ya da daha fazla uzattı; ama sonuçlar cinsiyete, doza ve deney koşullarına göre epey değişiyor.

Bu deneyler önemli bir şey gösteriyor: Biyolojik yaşlanma, ayarına dokunulamayan bir saat olmak zorunda değil. Üzerinde oynamak mümkün.

Şimdi bir de son derece karmaşık biyolojik ağları kavrayabilen, ilaç tasarlayabilen, moleküler etkileşimleri önceden kestirebilen ve insan araştırmacıların belki hiç bulamayacağı müdahaleleri keşfedebilen AGI sistemleri düşünün.

Tek bir biyolojik yolağı araştırmaya onlarca yıl harcamak yerine binlercesini aynı anda inceleyebilirdik.

Belki yaşlanmanın ardında, başa çıkılabilecek sayıda temel kontrol mekanizması olduğu ortaya çıkar. Belki de doğru müdahaleleri bir araya getirerek dokuları yenileyebilir, birikmiş hasarı onarabilir, biyolojik sistemleri defalarca daha genç bir duruma döndürebiliriz.

Öyle olursa geçmişten geleceğe çizgi çekmenin bir anlamı kalmayabilir.

O zaman yalnızca belirli bir yaştaki ölüm oranını düşürmüş olmazdık; yaşla ölüm oranı arasındaki ilişkinin kendisini değiştirmiş olurduk.

Bu güçlü bir karşı argüman; ciddiye alıyorum.

Ama bir farede yaşlanmayı yavaşlatmakla bir insanda yaşlanmayı süresiz olarak tersine çevirmek arasında uçurum var.

AGI da bu uçurumu kendiliğinden kapatmıyor.

5. Zekâ Keşfi Hızlandırabilir, Ama Biyoloji Yine de Deney İster

AGI’ın temel vaadi, bilimsel ilerlemede zekânın artık darboğaz olmaktan çıkması.

Ama zekâ, darboğazlardan yalnızca biri.

Biyoloji deneysel bir bilim. Bir mekanizmayı anlamak, ona başarıyla müdahale edebilmek demek değil. Umut vadeden bir tedavi tasarlamak da onun yaşayan bir insanda güvenli biçimde işe yaradığını kanıtlamak demek değil.

Bir ilaç doğru hücrelere ulaşmalı, doğru yolaklarla etkileşmeli, istenmeyen etkilere yol açmamalı, farklı dokularda işe yaramalı ve yıllarca kullanıldığında da güvenli kalmalı.

Üstelik yaşlanmayı gözlemlemek başlı başına zaman ister.

Bir müdahalenin insan ömrünü uzattığını göstermek istiyorsanız en ikna edici kanıt, insanların gerçekten daha uzun yaşamasıdır.

Bu da onlarca yıl sürebilir.

Yaşlanmanın biyobelirteçleri araştırma döngülerini büyük ölçüde kısaltabilir. Epigenetik saatler buna bir örnek: DNA üzerindeki kimyasal işaretlere bakarak bir insanın biyolojik yaşını tahmin ediyorlar. Ama yaşlanmayla ilişkili bir biyobelirteci ölçmek, bir insanın belirgin biçimde daha uzun yaşayacağını kanıtlamakla henüz eş değer değil.

AGI yıllar sürecek kuramsal araştırmayı günlere sığdırsa bile, her biyolojik deneyi kendiliğinden aynı süreye sıkıştıramaz.

Hayvanlardan elde edilen sonuçları genellerken temkinli olmak için de sebepler var: Organizma karmaşıklaştıkça ömürdeki kazanç küçülüyor. Solucanların ömrü ikiye katlanıyor, farelerinki %10 ila %25 uzuyor, primatlarda ise kanıtlar çelişkili. Karşımızda yine, daha önce anlattığım o üstel zorlaşma var. Beden ne kadar karmaşıksa, aynı anda arıza verebileceği yol da o kadar çoktur. Bu yüzden solucanda yaşlanmayı kontrol eden bir kaldıraç, memelide pek çok kaldıraçtan yalnızca biridir.

Görece basit canlılarda ömrü çarpıcı biçimde uzatan müdahaleler, insanda henüz benzer sonuçlar vermiş değil.

AGI, zekâ darboğazını çözüp biyoloji darboğazını olduğu gibi bırakabilir.

6. Veriler Ters Yöne Kıvrılıyor

Uzun ömür kaçış hızına yakın zamanda ulaşılacağına kuşkuyla bakmamın bir nedeni daha var.

Devrim niteliğinde bir kırılma noktasına yaklaşıyor olsaydık, gözlenen ömür sürelerinde hiç değilse ilk hızlanma belirtilerini görmeyi bekleyebilirdik.

Oysa son veriler bizi ihtiyatlı olmaya itiyor.

Nature Aging’deki 2024 tarihli analize göre en uzun yaşayan toplumlarda beklenen yaşam süresindeki artış yavaşladı. Yazarlar, biyolojik yaşlanma ciddi biçimde frenlenemedikçe bu yüzyılda ömrün radikal biçimde uzamasının ne kadar gerçekçi olduğunu sorguluyor.

Bu arada Jeanne Calment’ın 1997’de koyduğu, doğrulanmış 122 yıllık ömür rekoru hâlâ kırılamadı.

Maksimum insan ömrü üzerine 2016’da yayımlanan tartışmalı bir çalışma, dünyanın en yaşlı insanlarının ulaştığı yaşın artık yerinde sayıyor olabileceğini öne sürdü. Gerçi sabit bir ömür sınırının var olup olmadığı hâlâ hararetle tartışılıyor.

Bunların hiçbiri ömrü kökten uzatmanın imkânsız olduğunu kanıtlamıyor.

Ama kaçış hızına şimdiden yaklaşan bir alan da kesinlikle böyle görünmez.

Bir de takvime bakın.

Kurzweil’in öngördüğü gibi uzun ömür kaçış hızına 2029’a kadar ulaşmak için, insan ömrünü uzatma becerimizin yalnızca birkaç yıl içinde olağanüstü hızlanması gerekir.

Bahsettiğimiz şey, tıpta küçük adımlarla gelen bir ilerleme daha değil.

Bahsettiğimiz şey, insan yaşı ile ölüm oranı arasındaki ilişkinin temelden dönüşmesi. Üstelik bu dönüşüm, bir tıbbi müdahalenin uzun vadeli etkilerini ortaya koymak için normalde gereken süreden çok daha kısa bir zamanda gerçekleşmeli.

Olabilir mi?

İlke olarak belki.

Ama böyle bir dönüşümün kapıda olduğunu gösteren ampirik kanıtlar son derece cılız.

Sonuç: Daha Uzun Yaşamak Başka, Sonsuza Dek Yaşamak Başka

AGI’ın tıpta devrim yaratmasını bekliyorum.

Kanserleri daha erken yakalamamıza, çok daha etkili ilaçlar tasarlamamıza, hasarlı organları yenilememize, kişiye özel müdahaleler geliştirmemize ve zamanla biyolojik yaşlanmanın önemli yönlerini yavaşlatmamıza yardımcı olacak.

İnsan ömrünün doğrusal artış hızını korumamıza yardım edecek; bu da bize onlarca yıllık daha sağlıklı yaşam kazandıracak. Belki çok daha fazlasını.

Bu, insanlık tarihinin en büyük başarılarından biri olurdu.

Ama uzun ömür kaçış hızı çok daha iddialı bir tez.

Bu tez, tıbbi ilerlemenin yaşla birlikte biriken ölüm riskini durmadan geride bırakmasını gerektiriyor. Kaldı ki bu başarılsa bile kelimenin tam anlamıyla ölümsüz olmazdık: Kazalar, enfeksiyonlar, çevresel tehlikeler ve başka dış riskler ortadan kalkmazdı.

Kilit ayrım, ömrü uzatmak ile ömrü süresiz olarak uzatabilecek sürdürülebilir bir süreç kurmak arasında.

İlki son derece akla yatkın görünüyor.

İkincisi ise doğrudan ampirik desteği pek bulunmayan, olağanüstü bir iddia olarak duruyor.

Peşinden koşmaya değer hedef mutlaka ölümsüzlük değil. Asıl hedef sağlıklı yaşam süresi: sağlıklı, aktif, zihnen dinç ve bizi güçten düşüren hastalıklardan uzak geçirdiğimiz yılları uzatmak.

Kaçış hızına hiç ulaşamasak bile ortalama insan ömrüne 20 sağlıklı yıl eklemek olağanüstü bir zafer olurdu.

Yapay zekâ destekli tıbbın daha gerçekçi geleceği de belki budur.

AGI ömrümüzü çarpıcı biçimde uzatabilir. Ama üstel zekâ tek başına bize sonsuz bir ömür garanti etmez.

Abone ol

Yeni yazıları e-postayla alın.

Yeni bir yazı yayımlandığında tek bir e-posta. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz. E-postalar İngilizcedir. Ya da takip edin: RSS feed.

Yorumlar